Dijitalleşme Çağında İşyerinin Değişimi: Sebepleri ve Sonuçları

Abdulah Erol

Öz: Dijitalleşmenin iş hukuku alanındaki en önemli etkilerinden birisi, işin belirli bir fiziksel mekânda görülmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmış olmasıdır. Bu makalede, dijitalleşmenin etkisiyle ortaya çıkan değişimin neden olduğu birtakım güncel hukuki problemler ele alınmakta ve bunların çözümüne yönelik önerilerde bulunulmaktadır. Artık pek çok iş sanal platformlar veya internet üzerinden oluşturulan ortamlar sayesinde herhangi bir yerde yapılabilmektedir. Sanal işyerinde çalışmanın olumlu yönleri bulunsa da özellikle iş hukuku alanında içinden çıkılması zor sorunların doğmasına sebep olmaktadır. Telekomünikasyon alanındaki teknolojik gelişmelerin sonucunda doğan kitle çalışması ve kitle kaynak kullanımı gibi yeni çalışma şekilleri, işyerini sanallaştırmış ve iş yasalarında klasik işyeri kavramı üzerine tesis edilen pek çok düzenlemenin uygulanamaz hale gelmesine sebep olmuştur. Bağımlılık unsurundaki aşınmanın doğurduğu bu durumun çağın ihtiyaçları da dikkate alınarak geliştirilecek yeni yorum yöntemleri ve oluşturulacak yeni kavramlarla aşılması mümkün ve gereklidir. Temel amacı işçi ve işveren arasında hakkaniyetli bir ortam oluşturmak olan iş hukukunun bu gelişmeyi göz ardı etmesi ve işyeri kavramındaki değişimin çalışanların haklarını ortadan kaldıracak şekilde kullanılmasına kayıtsız kalması mümkün değildir.

Anahtar kelimeler: Dijitalleşme, İşyeri, Kitle çalışması, Kitle kaynak kullanımı, Esnek ekonomi

Abdulah Erol
DOI: 10.29224/insanveinsan.963201
Yıl 8, Sayı 30, Güz 2021


Tam metin / Full text
(Türkçe)

544 İndirme


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-Gayriticari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Covid-19 Gölgesinde Çalışmanın Geleceği Tartışmaları ve Avrupa Birliği’nde Kamusal Sosyal Harcamalar

Umut Yertüm

Abstract: 1970’li yıllardan itibaren post-endüstriyel toplum teorisyenleri tarafından sıklıkla tartışılan çalışmanın geleceği olgusu teknolojinin istihdam üzerindeki etkilerine odaklanmaktadır. Teknolojinin emek talebini azaltması, işsizlik artışı ile sonuçlanmıştır. Bu çalışmanın amacı Covid-19 ile mücadelede gündeme gelen devlet müdahalesi, AB’deki yansımalarını incelemektir. Bu amaçla, Avrupa Konseyi, SURE programı ve Eurostat verileri incelenmiştir. Yapılan incelemede Covid-19 nedeniyle AB 27 ülkelerinde ortalama işsizlik 2019 yılında %6,8’den 2020 yılında %7,2’ye yükselirken, istihdam aynı dönemlerde %68,4’ten %67,4’e düşmüş; kamusal harcamalar ise %46,6’dan %53,4’e yükselmiştir. Son olarak Covid-19 ile etkin mücadele için 2,364 trilyon € değerinde ortak fon oluşturan AB, işgücü piyasalarındaki etkisi azaltmak ve daha etkin mücadele için kurduğu SURE programına katılan 30 milyon çalışan ve 2,5 milyon işletmeye destek için 94 milyar € fon kullanmıştır.

Keywords: Covid-19, Post-endüstriyel toplum, İstihdam, İşsizlik, SURE programı, Kamusal harcamalar

Umut Yertüm
DOI: 10.29224/insanveinsan.976958
Yıl 8, Sayı 30, Güz 2021


Tam metin / Full text
(Türkçe)

439 İndirme


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-Gayriticari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Türk Ordusunun Sermaye ile İlişkisi ve Ordu-Siyaset İlişkisinin Dönüşümü

Abdullah Köktürk

Öz: Türkiye son altmış yıl içinde ikisinde askerlerin yönetime el koyduğu, ikisinde ise iktidarın değiştiği dört ‘başarılı’ askeri müdahale yaşamıştır. Bunlara, Albay Talat Aydemir’in müdahale girişimleri ve 15 Temmuz kalkışması da dâhil edilirse, ülke üç başarısız askeri müdahale girişimine sahne olmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri askeri müdahaleler aracılığıyla Türk siyasi yaşamında etkili bir karakter olmayı başarmıştır. Ordunun siyasi hayattaki nüfuzu ekonomik hayatta da karşımıza çık-maktadır. Bu çalışmada Türk ordusu ve sermaye arasındaki ilişki siyasi süreçler dâhilinde ele alınılmıştır. Bu bağlamda çalışmada Türk ordusu ve sermaye arasındaki ilişkiye Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) ve diğer askeri vakıf şirketleri yönetim kurulları üzerinden bakılmıştır. Bu şirketlerdeki yönetim kurullarındaki emekli üst rütbeli subayların dağılımı ve asker/sivil oranlarındaki değişme üzerinden Türk Silahlı Kuvvetleri ve siyaset ilişkisi incelenmiştir.

Anahtar kelimeler: Türk Silahlı Kuvvetleri, Askeri müdahale, Sermaye, Ordu-Siyaset ilişkisi, Ordu Yardımlaşma Kurumu

The Relationship of the Turkish Army with Capital and the Transformation of the Military-Politics Relations

Abstract: Turkey has experienced four “successful” military interventions in the last 60 years. The military took over in two interventions while in the other two attempts the governments were toppled. The country also experienced three failed military interventions, if we count the July 15th coup attempt and Colonel Talat Aydemir’s coup attempts. Turkish Armed Forces has become an important actor in Turkish politics through military interventions. The military’s political presence also over-flows to the economical life in Turkey. This study discourses the relations between the Turkish military and the capital. Therefore, the study cites the managements of various military companies that include Military’s Pension Fund. This study addresses to the relations between the Turkish military and the capital. Therefore, the study reviews the managements of various military companies that include Military’s Pension Fund. The paper examines the relation of Turkish Armed Forces with the Turkish politics through the weight of military to civilian personnel in the management of these companies.

Keywords: Turkish Armed Forces, Military intervention, Capital, Military-Political relations, Military’s Pension Fund

Abdullah Köktürk
DOI: 10.29224/insanveinsan.908922
Yıl 8, Sayı 29, Yaz 2021


Tam metin / Full text
(Türkçe)

642 İndirme


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-Gayriticari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

27 Mayıs 1960 Darbesi Sürecinde Akis Dergisi’nin Tutumu

Halil Emre Deniş

Öz: 1946 yılında kurulan Demokrat Parti, iktidara gelmeden önce demokratikleşme vaatlerinde bulunmuştur. Bu vaatlerden bir kısmı da basına yönelik olmuştur. O dönem basın kuruluşlarının birçoğu da bu vaatlere karşılık vererek Demokrat Parti’yi desteklemiştir. İktidara geldikten sonra değiştirilen Basın Kanunu ile gazeteciler ve basın kuruluşları bir süre özgürce gazetecilik yapabilmişlerdir. Ancak ilerleyen dönemlerde çıkarılan farklı yasalar ve Basın Kanunu üzerinde yapılan değişiklikler vasıtasıyla gazetecilerin özgürce yayın yapma olanağı ortadan kalkmıştır. Demokrat Parti döneminde birçok gazetecinin hapse girdiği ve birçok basın kuruluşunun çeşitli sürelerle kapatıldığı bilinmektedir. Bu çalışmanın konusu olan Akis Dergisi de 1954 yılında yayın hayatına başlamıştır. İlk sayılarda tarafsız bir yayıncılık politikası izlemiştir. Ancak ilerleyen dönemlerde muhalif bir yayın politikası izleyen Akis Dergisi, gündem belirlemeye başlamıştır. Bu çalışmanın amacı Akis Dergisi’nin nasıl muhalif bir yayın politikasına geçtiğini ve özellikle 1960 yılının başından 27 Mayıs Darbesine kadar geçen süreçte nasıl gündem belirlediğini göstermeye çalışmaktır.

Anahtar kelimeler: Akis Dergisi, 1960 Darbesi, Demokrat Parti, Basın-Siyaset İlişkileri, Metin Toker

The Attitude of Akis Magazine on the Path to the Coup of May 27, 1960

Abstract: Founded in 1946, the Democrat Party made promises of democratization before coming to power. Some of these promises were made to the press. Many of the media organizations at that time responded to these promises and supported the Democrat Party. With the Press Law amended after they came to power, journalists and press organizations were able to do journalism freely for a while. However, thanks to the different laws enacted in the following periods and the amendments made to the Press Law, the possibility of journalists to broadcast freely has disappeared. It is known that many journalists were imprisoned during the Democrat Party period and many media outlets were closed for various periods. Akis Magazine, which is the subject of this study, started its publication life in 1954. It followed an impartial publishing policy in the first issues. However, Akis Magazine, which followed an opposing publication policy in the following periods, started to set the agenda. This study aims to try to show how Akis Magazine adopted an oppositional publishing policy and how it set the agenda, especially in the period from the beginning of 1960 to the May 27 coup.

Keywords: Akis Magazine, 1960 Coup, Democrat Party, Press-Politics relations, Metin Toker

Halil Emre Deniş
DOI: 10.29224/insanveinsan.930501
Yıl 8, Sayı 29, Yaz 2021


Tam metin / Full text
(Türkçe)

571 İndirme


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-Gayriticari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

27 Mayıs ile 12 Mart Arası Dönemde Muhalefetin Sembol İsmi: Osman Bölükbaşı

Adem Çaylak / Cansu Kaymal

Öz: Türkiye’nin Türkiye’nin siyasal hayatında muhalif duruş konusunda, akla ilk gelen siyasi aktörlerden biri Osman Bölükbaşı’dır. Çok partili hayata geçiş sürecinde siyasete Demokrat Parti’de başlayan Bölükbaşı, iktidar partisi Cumhuriyet Halk Partisi’ne muhalefetini yetersiz gördüğü DP’ye karşı kendi müstakil hareketini kurmuştur. Makalenin amacı, Bölükbaşı’nın 27 Mayıs darbesi ile 12 Mart muhtırasına bakış açısını ve bu iki dönem arasındaki muhalefetini değerlendirmektir. Bu bağlamda, makale Bölükbaşı’nın başlattığı hareketin DP, CHP, 27 Mayıs cuntası ve Adalet Partisi tarafından bastırılmak istenmesine karşı verdiği mücadeleye odaklanmaktadır. İlk kısımda, Bölükbaşı’nın kişisel ve siyasi yaşamı gözden geçirilmiştir. Takip eden kısımlarda Bölükbaşı’nın benimsediği siyasi muhalefet tarzı, DP iktidarı öncesi, sırası ve sonrası, özellikle 27 Mayıs-12 Mart dönemi olmak üzere farklı evrelerde incelenmiştir. Doktora tezine dayanan bu nitel araştırmada döneme ilişkin Meclis ve gazete arşivlerinin yanı sıra birincil kaynak niteliğindeki hatıra ve kitaplardan yararlanılmıştır.

Anahtar kelimeler: Osman Bölükbaşı, Muhalefet, Darbe, 27 Mayıs, 12 Mart

The Symbol Name of the Opposition between 27 May and 12 March: Osman Bölükbaşı

Abstract: Osman Bölükbaşı is one of the most eminent political actors that comes to mind due to his dissenting stance in Turkey’s political life. He started politics in the Democratic Party during the transition to multiparty life and founded his own independent movement against the ruling Republican People’s Party and the DP, whose opposition he deemed inadequate. The aim of the article is to shed light on Bölükbaşı’s views on the May 27 coup and the March 12 memorandum, and his opposition between these two terms. In this context, the article focuses on the struggle of the movement initiated by Bölükbaşı against the suppressive attempts of the CHP, DP, the 27 May junta and the Justice Party. In the first part, the personal and political life of Bölükbaşı is reviewed. In the following sections, the style of the political opposition that Bölükbaşı had adopted was examined in various phases, namely before, during and after the DP’s rule, especially the period from 27 May to 12 March. In this qualitative research based on the doctoral thesis, primary source memories and books were used, as well as the archives of the Parliament and newspapers of the period.

Keywords: Osman Bölükbaşı, Opposition, Coup, May 27, March 12

Adem Çaylak / Cansu Kaymal
DOI: 10.29224/insanveinsan.924620
Yıl 8, Sayı 29, Yaz 2021


Tam metin / Full text
(Türkçe)

636 İndirme


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-Gayriticari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

27 Mayıs Darbesinden 12 Mart Muhtırasına Gidiş ve Sebepleri

Cengiz Sunay / Emre Ezgin

Öz: 12 Mart, aslında daha radikal ve otoriter bir düzeni kurma yönünde; örgütlü sivil in-isiyatifin etkilediği ordu içi bir zümre tarafından tasarlanan ve 9 Mart’ta gerçekleştirmesi planlanan radikal, kalıcı bir darbeyi yumuşatan ardından asker-sivil bu eğilimdeki kadroları hedef alan bir darbe olarak biliniyor. Darbenin görünüşte, iş başındaki sivil iktidarı hedef almasıyla birlikte, söz konusu iktidara muhalif kesimlerin başlangıçtaki olumlu algısının aksine doğrudan solun bütün tonlarına karşı olduğu ve onlar üzerine yürüdüğü biliniyor. Ordu içi hiyerarşik düzenden çıkma eğilimi içinde olan kadroların, üstelik muhtıranın verilmesinin üzerinden henüz üç gün geçmişken, müstafi başbakan imzasıyla emekliye sevk edilmeleri, süreç takip edildiğinde pek de şaşırtıcı gözükmemektedir. Bu çalışmada, 27 Mayıs’tan 12 Mart’a giden yolun önemli köşe taşları irdeleniyor ve özellikle her iki darbenin arkasındaki dış dinamikler konusu hakkında yeni sorular soruluyor, alternatif yanıtlar veriliyor.

Anahtar kelimeler: 27 Mayıs Darbesi, 1965 Seçimleri, 1969 Seçimleri, 9 Mart Darbe Planı, 12 Mart Muhtırası

The Way from the May 27 Coup d’état to the March 12 Memorandum and the Underlying Causes

Abstract: The March 12th Memorandum can be considered as a preventive coup against a group of military officers who themselves aimed to establish a radical and authoritarian regime by a military coup which failed to take place on its planned date, March 9, 1970. The 12 March coup not only targeted this group within the army but also its civilian mentors who constituted the civilian initiative for establishing such a radical and authoritarian system. Even though the 12 March coup plotters initially moved against the civilian government in power causing for rejoicing among all opposition groups, it then went on to suppress the entire political spectrum of the Turkish left. After giving the March 12th Memorandum and forcing the prime minister to resign, the next step for the coup plotters was to force certain cadres within the army, which had leftist tendencies and had already showed signs of rejecting the army chain of command, into retirement with the signature of the resigned prime minister. This study examines the basic milestones of the road from the coup d’etat of May 27th 1960 to the March 12th Memorandum of 1970 by formulating new questions on the external dynamics of both coups and bringing alternative views.

Keywords: The 1960 Turkish Coup d’état, The Turkish Elections of 1965, The Turkish Elections of 1969, the March 9th Coup Plan, the March 12th Memorandum

Cengiz Sunay / Emre Ezgin
DOI: 10.29224/insanveinsan.930420
Yıl 8, Sayı 29, Yaz 2021


Tam metin / Full text
(Türkçe)

628 İndirme


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-Gayriticari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Yine Bir Salgın, Yeni Bir Salgın

Arus Yumul

Öz: Dünya tarihi bir anlamda çok sayıda can kayıplarına neden olan salgınların da tarihidir. Aşıların ve diğer bilimsel, tıbbi ve teknolojik müdahale ve inovasyonların sağladığı tüm olumlu değişiklik ve ilerlemelere rağmen tarihsel tanıklıklar gösteriyor ki en azından iki bin beş yüz yıldır salgınlar ve ölüm karşısında insanın savunmasızlığı, çaresizliği, hastalık ve ölümle başa çıkma yolları ve -kişiden kişiye farklılık gösterse de- temel tepkileri değişmemektedir. Bu makale, tarihteki salgınlardan Atina Salgını (M.Ö. 430), Justiniyanus Veba Salgını (541-542), Kara Ölüm (1347-1351) veya Büyük Veba Salgını ve onunla bağlantılı olduğu düşünülen Büyük Londra Salgını (1665-1666), Fas Veba Salgını (1799) ve İspanyol Gribini (1918-1920) ilk elden ve yaşayanların tanıklıklarından yola çıkarak ele alıyor. Sonuçta, farklı dönem ve farklı şartlarda yaşanan bu salgınların benzer davranış kalıplarına yol açtığını gösteriyor.

Anahtar kelimeler: Salgın, Edebiyat, Tepkiler, Önlemler, Ölüm

Another Outbreak, A New Outbreak

Abstract: In a sense, the world history is also the history of epidemics and pandemics that have caused huge numbers of deaths. Regardless of all positive advances brought about by vaccines and other scientific, medical and technological interventions and innovations, historical testimonies demonstrate that human vulnerability, despair and ways of dealing with disease and death, and – although they differ from one person to another- basic human reactions in the face of epidemics and death have not greatly changed for at least two thousand and five hundred years. This article deals with the testimonies of first-hand witnesses of the Athenian Plague (B.C.E. 430); Justinian Plague (541-542); Black Death, or the Great Plague (1347-1351); the Great Plague of London (1665-1666); the Plague of Morocco (1799), and the Spanish Flu (1918-1920). It shows that epidemics occurring in different times and under different conditions, by and large, lead to similar and comparable behaviour patterns.

Keywords: Epidemic, Literature, Responses, Precautions, Death

Arus Yumul
DOI: 10.29224/insanveinsan.868845
Yıl 8, Sayı 28, Bahar 2021


Tam metin / Full text
(Türkçe)

675 İndirme


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-Gayriticari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Yıkıma Doğru Bir İmparatorluğun Salgınlarla İmtihanı: II. Meşrutiyet Dönemi Örneği

M. Emin Çayci / Abidin Çevik

Öz: Osmanlı Devleti’nin son dönemi ekonomik krizler, savaşlar ve iç karışıklıklarla geçmiş, bunun yanı sıra salgın hastalıklarla da mücadele edilmiştir. İran ve Kafkasya üzerinden gelen ticaret yolları, kutsal topraklardan dönen ziyaretçiler, Antalya, İstanbul, İzmir ve Trabzon gibi liman kentlerine gelen gemiler, hastalıkların yayılmasında etkili olmuştur. Salgınların önlenmesinde karantina uygulaması, sınırların kapatılması, hijyen önlemleri gibi yöntemler kullanılmıştır. Tıbbi imkânlar ve genel ekonomik manzara mücadelenin sağlıklı yapılmasını engellemiştir. Farklı yöntemlerle sürdürülen mücadele, basında ve siyasal düzlemde çeşitli eleştirilere uğruyordu. Alınan önlemler eğitim, ulaşım ve ticaret gibi alanlarda aksamalara neden oluyor, bu durum eleştirilere yol açıyordu. Osmanlı arşiv belgelerinin ana kaynak olarak kullanıldığı bu çalışmada, II. Meşrutiyet dönemi salgınları ile yerel ve merkezi yönetimlerin aldığı önlemler anlatılmaya çalışılmıştır. Osmanlı arşiv belgelerinin temel kaynak olarak kullanıldığı bu çalışmada, II. Meşrutiyet dönemi salgınlarının toplumsal etkilerini, yerel ve merkezi yönetimin aldığı tedbirler anlatılmaya çalışılmıştır.

Anahtar kelimeler:
Anahtar kelimeler: Salgın hastalıklar, Kolera, Veba, II. Meşrutiyet, Osmanlı İmparatorluğu

The Challenge of Epidemics of an Empire towards Collapse: An Example of the Second Constitution Era

Abstract: The last period of the Ottoman Empire was full of economic crises, wars and internal turmoil, and epidemic diseases were also fought. Trade routes coming through Iran and the Caucasus, returning visitors from the holy lands, ships coming to port cities such as Antalya, Istanbul, Izmir and Trabzon have been effective in the spread of the diseases. In such epidemics, methods such as quarantine application, closing borders and hygiene measures were used to prevent the spread. Medical facilities and general economic situation prevented the struggle to be carried out properly. The struggle, which was carried out with different methods, was criticized in the press and at the political level. The measures taken caused problems in areas such as education, transportation and trade, which led to criticism. In this study Ottoman archive documents were used as the main source, the social effects of the II. Constitutional Era epidemics and the measures taken by local and central administrations were tried to be explained.

Keywords: Epidemic, Cholera, Plague, 2nd Constitutional Era, Ottoman Empire

M. Emin Çayci / Abidin Çevik
DOI: 10.29224/insanveinsan.871695
Yıl 8, Sayı 28, Bahar 2021


Tam metin / Full text
(Türkçe)

686 İndirme


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-Gayriticari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Türk Romanında Salgın Hastalıklar

Hayrunisa Topçu

Öz: Salgın hastalıkların geçmişi, insanlığın ortaya çıkışı kadar eskidir. Toplu ölümler, insanların hastalık karşısındaki çaresizlikleri, ıstırapları edebiyat açısından zengin bir malzeme kaynağıdır. Türk Romanında Salgın Hastalıklar isimli bu çalışmada, Tanzimat’tan günümüze romanlarda salgın hastalıkları konu eden eserler tespit edilmeye çalışmıştır. Tespit edilen eserler içerisinden kronolojik sıralamayla Felâtun Bey ile Râkım Efendi, Taaşşuk-ı Talât ve Fitnat, Aşk-ı Memnu, Hakka Sığındık, Yeşil Gece, Salgın, Hüyükteki Nar Ağacı, 30 Şubat Bir Gülme Salgının Romanı, Sıcak Kafa, Y, Hastalık, Meraklı Adamın On Günü isimli romanlar değerlendirmek üzere seçilmiştir. Bu romanları değerlendirmekteki amaç salgın temasının romanlardaki değişimini gözlemlemektir. Nitekim Tanzimat ve Servet-i Fünûn romanlarında verem hastalığı öne çıkarken, II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet Dönemi romanlarında salgın, toplumsal sorunların tespit edilmesinde bir araç halini alır. 2000’li yıllarda kaleme alınan romanlarda ise salgın teması distopik/fantastik unsurlar etrafında şekillenir.

Anahtar kelimeler: Hastalık, Salgın, Türk romanı, Fantastik roman, Distopik roman

Epidemic Diseases in Turkish Novel

Abstract: The history of epidemics is as old as the emergence of humanity. Mass deaths, desperation and suffering become a rich source of material in terms of literature. In this study called Epidemic Diseases within Turkish Novel, works that have been about epidemic diseases in novels since Tanzimat have been tried to be identified. Among these works, in chronological order Felâtun Bey ile Râkım Efendi, Taaşşuk-ı Talât ve Fitnat, Aşk-ı Memnu, Hakka Sığındık, Yeşil Gece, Salgın, Hüyükteki Nar Ağacı, 30 Şubat Bir Gülme Salgının Romanı, Sıcak Kafa, Y, Hastalık, Meraklı Adamın On Günü have been selected for evaluation. The purpose of evaluation these novels is to observe the shift in the epidemic theme in novels. As a matter of fact while tuberculosis disease stands out in the novels of Tanzimat and Servet-i Fünûn; the epidemic becomes a tool in referring to social problems in the novels of the Second Constitutional and Republic Period. In novels written in 2000s, the epidemic theme is shaped around dystopian / fantastic elements.

Keywords: Disease, Epidemics, Turkish novel, Fantastic novel, Dystopian novel

Hayrunisa Topçu
DOI: 10.29224/insanveinsan.871977
Yıl 8, Sayı 28, Bahar 2021


Tam metin / Full text
(Türkçe)

766 İndirme


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-Gayriticari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Karantinada Dasein Olmak: Homemade Antoloji Serisine Heideggerci Bir Okuma

Yasemin Özkent

Öz: Homemade (2020) isimli kısa film antolojisi koronavirüs pandemisi nedeniyle nere-deyse tüm dünyanın karantinada olduğu sırada Netflix tarafından yayınlanmıştır. Farklı yönetmenler tarafından çekilmiş on yedi kısa film, birbirinden bağımsız hikâyelerinden oluşmaktadır. Filmler, pandemi kriziyle birlikte yaşanan “kaygı”, “korku”, “endişe”, “yalnızlık” ve “ölüm” gibi varoluşsal temaları, sanatsal bir dille ifşa etmektedir. Bu dü-şüncelerden yola çıkan çalışmada Homemade’in, Martin Heidegger’in felsefesini bir eylem olarak açığa çıkaran anlatı yapısına sahip olduğu ileri sürülmektedir. Bu doğrultuda, Homemade örneklemi üzerinden Heidegger’in varoluşsal ontolojisinin özcü temalarının bulgulanması amaçlanmaktadır. Çalışmada, Heidegger’in ontolojisi, pandeminin oluş-turduğu kriz ortamındaki insanın duygu ve düşünce dünyasındaki değişimlerle ilişkilen-dirilmiştir. Kısa filmler, Heidegger’in varlığı anlama minvali olarak temellendirdiği Da-sein kavramı ekseninde değerlendirilmiştir. Dasein olmanın temel ereklerinden “dünya-içinde-varlık”, “kaygı-duyan-varlık” ve “ölüme-doğru-varlık” üzerinden karantina ve pandemi süreci tahlil edilmiştir. Bu bağlamda karantinanın, her günkü Dasein’ın kendi varlığının en zati imkânını açığa çıkardığı savunulmaktadır. Dasein izole bir şekilde ya-şarken, başkalarıyla-birlikte-varolduğunu bilerek kendi varoluşunu tesis etme yoluna girmiştir.

Anahtar kelimeler: Koronavirüs, Martin Heidegger, Dasein, Antoloji Serisi, Homemade

Being Dasein in Quarantine: A Heideggerian Reading of the Homemade Anthology Series

Abstract: Homemade (2020), a short film anthology, was released by Netflix while the entire world was in quarantine because of the coronavirus pandemic. Seventeen short films shot by different directors narrate independent storylines. They expose existential themes experienced along with the pandemic crisis such as “care (Sorge)”, “fear (Furcht)”, “anxiety (Angst)”, “solitude” and “death” in an artistic manner. The present study argues that Homemade has a narrative structure revealing Martin Heidegger’s philosophy as an action. In this respect, the study aims to discover the themes of Heidegger’s existential ontology through the example of Homemade. It links Heidegger’s ontology with the changes in the emotional and intellectual world of human beings within the crisis environment caused by the pandemic. The short films were evaluated within the framework of the concept of Dasein, which Heidegger established as the way of understanding being. The study analyses the quarantine and the pandemic on the basis of “being-in-the-World” (ln-der-Welt-sein), “being-in concern” (Sorge), and “being-towards-death” (Sein zum Tode), which are the fundamental ends of being Dasein. In this context, it is argued that the quarantine reveals the most personal means of the own being of quotidian Dasein.

Keywords: Coronavirus, Martin Heidegger, Dasein, Anthology Series, Homemade

Yasemin Özkent
DOI: 10.29224/insanveinsan.852337
Yıl 8, Sayı 28, Bahar 2021


Tam metin / Full text
(Türkçe)

632 İndirme


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-Gayriticari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.