J. S. Bach’ın Çello Süitlerine İlişkin Bir Literatür İncelemesi

Evin Erden Topoğlu

Öz: J. S. Bach’ın eserleri el yazması veya kopya durumunda olup bu eserlerin bir kısmı kaybolmuştur. Bu durum, bestecinin ne istediğinin tam olarak bilinememesine neden olmakta ve eserlerinin yorumlanmasını daha da zorlaştırmaktadır. J. S. Bach’ın Çello Süitlerinin günümüze kadar ulaşan dört kopya el yazması bulunmaktadır. Bu eserlere ilişkin günümüze kadar ulaşmış otograf olan tek kaynak ise 5. süitin lavta transkripsiyonudur. Bu süitlerin otograflarının kayıp olması nedeniyle, ne zaman ve ne sürede yazıldıkları ancak tahminlere dayanmaktadır. Hakkında sahip olunan bilgilerin kısıtlı olması bir taraftan eserlerin yorumlanması konusunda belirsizliklere yol açsa da diğer taraftan zengin bir yorumlama anlayışı fırsatı sunmuştur. Bu bağlamda, bu çalışmanın amacı barok dönem içerisinde ve günümüzde J. S. Bach’ın çello süitlerinin yerini irdeleyerek bu eserlere ilişkin literatürü incelemektir.

Anahtar kelimeler: J. S. Bach, Çello süitleri, El yazmaları.

A Literature Review of J. S. Bach’s Cello Suites

Abstract: The works of J. S. Bach are autographs or copies and some of them are lost. In this sense it is much more difficult for performers to know what the composer exactly wants. There are four manuscripts of J.S. Bach Cello Suites that has survived. The only source that has been reached to the present day is the autograph of the 5th suite’s lute transcription. Due to the missing autographs of these suites, when and for how long they were written is based on estimates. Limited and mysterious knowledge of these works cause uncertainty about the interpretation, but on the other hand, it offered a substantial sense of interpretation. In this sense, the aim of this study is to examine the literature about the role of the J. S. Bach cello suites in the Baroque period and in the present.

Keywords: J. S. Bach, Cello suites, Manuscripts.

Evin Erden Topoğlu
DOI: 10.29224/insanveinsan.491111
Yıl 6, Sayı 20, Bahar 2019


Tam metin / Full text
(Türkçe)

18 İndirme


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-Gayriticari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Terörle Mücadele Kanunu’na Göre Mutlak ve Nispi Terör Suçları

Faruk Y. Turinay

Öz: Terör kavramı gerek ulusal gerekse uluslararası bağlamda tanımlanması güç bir kavram olarak bilinmektedir. Aynı zorluk, terör örgütü, terör amaçlı örgütlenme suçu teşkil eden fiiller ve terör suçlarının kanuni tanımları hususunda da mevcuttur. Bu çalışmada terör suçu kavramı, mutlak terör suçu ve nispi terör suçu Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde ele alınmaktadır. Çalışmanın birinci bölümü, terör suçu kavramı ile mutlak terör suçu ve nispi terör suçu arasındaki farklara yönelik genel bir yaklaşıma yer vermektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde Türk Ceza Kanunu’ndaki mutlak terör suçları – Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, askerî tesisleri tahrip ve düşman askerî hareketleri yararına anlaşma, anayasayı ihlal, yasama organına karşı suç, hükümete karşı suç, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silâhlı isyan, silahlı örgüt, silah sağlama, yabancı hizmetine askere yazma, yazılma ve Cumhurbaşkanına suikast- Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde değerlendirilmektedir. Nispi terör suçlarının kavramsal ve hukuki çerçevesi ise son bölümün konusunu oluşturmaktadır.

Anahtar kelimeler: Mutlak terör suçları, Nispi terör suçları, Terörle Mücadele Kanunu, Türk Ceza Kanunu.

The Absolute and Relative Crimes of Terrorism according to the Turkish Counter Terrorism Law

Abstract: The phenomenon of terrorism is known as a concept which is hardly defined in the national and international contexts. We come across with this difficulty in defining by laws the terrorist association, the acts which create the crime of terrorist association and the crimes of terrorism. In this study, the concept of the crime of terrorism as defined in the framework of Turkish Counter Terrorism Law is mentioned as the absolute crimes of terrorism and the relative crimes of terrorism. The first part of this study deals with the concept of the crime of terrorism and a general approach to the differences between the absolute crimes of terrorism and the relative crimes of terrorism. In the second part of this study, the absolute crimes of terrorism in the Turkish Penal Code – Disrupting the Unity and Integrity of the State, Destruction of Military Facilities and Conspiracy which Benefits Enemy Military Movements, Violation of the Constitution, Offences against the Legislative Body, Offences against the Government, Armed Revolt against the Government of Turkish Republic, Armed Organisation, Supplying Arms, Enlistment of Soldiers in Foreign Service, Assasionation of the President and the crime of terrorist organization- are examined according to the Turkish Counter Terrorism Law. The conceptual and legal framework of the relative crimes of terrorism is mentioned in the last part of the study.

Keywords: Absolute crimes of terrorism, The relative crimes of terrorism, Turkish Counter Terrorism Law, Turkish Penal Code.

Faruk Y. Turinay
DOI: 10.29224/insanveinsan.450796
Yıl 6, Sayı 20, Bahar 2019


Tam metin / Full text
(Türkçe)

18 İndirme


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-Gayriticari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Gelişmiş Batı Demokrasilerinde Sivil-Asker İlişkilerine Dair Farklı Çözümler

Mutlu Yıldırım

Öz: Demokrasi, siyasal katılım, özgürlük, insan hakları, eşitlik gibi temel evrensel değerlere dayanan, bugünün çoğunluğunun yarının azınlığına dönüşebileceği, azınlığın haklarının çoğunluk hakları kadar tanındığı bir yönetim biçimidir. Bugün siyasi yelpazenin farklı kesitlerini temsil etmesine rağmen, demokratik olduğunu iddia etmeyen bir rejim bulmak oldukça güçtür. Ancak o kadar geniş bir alanı etkisi altına almasına rağmen demokrasi üzerinde yapılan tartışmalar nihayete ermemiş, ortak kabul gören bir demokrasi modeli benimsenmemiştir. Ülkelerin farklı sivil-asker ilişkileri tecrübeleri ile toplumsal yapıları birbirinden farklı demokratik sistemlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ancak en son kertede özellikle gelişmiş Batı ülkelerin evrensel demokratik ilkelerin kabul gördüğü bir sisteme evrilmesine, sivil-asker ilişkilerinde katetmiş oldukları mesafe ve sahip oldukları siyasi kültür katkı sağlamıştır. Bu çalışma, gelişmiş Batı ülkelerin farklı sivil-asker ilişkileri tecrübelerine ışık tutarak ortak, pekişmiş bir demokrasi kültürüne sahip olduklarını ortaya koymayı amaçlamaktadır.

Anahtar kelimeler: Siyaset, Demokrasi, Batı ülkeleri, Sivil, Asker.

Different Solutions for Civil-Military Relations in Advanced Western Democracies

Abstract: Democracy is a form of government based on basic universal values such as political participation, freedom, human rights, equality, where the today’s majority can turn into the future’s minority, as well as the majority rights of minority rights. Although today it does not represent the different sections of the political faction, it is very difficult to find a regime that does not claim to be democratic. Despite the fact that such a large area has been influenced, however, the debate on democracy has not been adopted as a model of democracy that has not been finalized. The experiences of the different civil-military relations of the countries and the social structures led to the emergence of different democratic systems. But at the last point, especially in the case of developed Western countries evolving into a system of universal democratic principles accepted, the distance they have gained in civil-military relations and the political culture they have contributed. This study aims to show that developed Western countries have a common, reinforced democracy culture by shedding light on the experiences of different civil-military relations.

Keywords: Politics, Democracy, Western countries, Civil, Military.

Mutlu Yıldırım
DOI: 10.29224/insanveinsan.427719
Yıl 6, Sayı 20, Bahar 2019


Tam metin / Full text
(Türkçe)

17 İndirme


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-Gayriticari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Osmanlı Vakıflarının Tüzel Kişiliği Var mıydı?

Yakup Akkuş

Öz: Tüzel kişilik kavramı ve kurumu özü itibariyle Batı Avrupa Hukuku’na aittir. İslam ve Osmanlı vakıflarının tüzel kişiliği ise literatürde yeterince irdelenmiş değildir. Bu çalışmada, vakıfların vakfiyelerine göre yönetilmesi, mütevellileri yoluyla kendi gelir-giderlerini idare etmesi, davalı ve davacı olabilmesi, malvarlığına sahip olması, borçlu ve alacaklı olabilmesi gibi kriterler dikkate alınarak; genel anlamda Osmanlı vakıflarının, İslam Hukuku’na göre, tüzel kişiliğe sahip olduğu kabul edilmiştir. Ancak Osmanlı vakıflarının tüzel kişilikleri, devletin sıkı denetimi veya doğrudan yönetime müdahalesi sebebiyle, fiiliyatta Avrupa’daki muadillerine nazaran zayıf kalmaktadır. Bunların yanında, vakıfların tüzel kişilikleri tartışılırken vakıf türlerinin göz önüne alınması gerekir. Bilhassa bu konuya yoğunlaşan çalışmada, sultan vakıfları ile büyük çaplı vakıfların de facto tüzel kişiliklerinin, küçük çaplı vakıflar ile aile vakıflarının tüzel kişiliklerine kıyasla daha zayıf olduğu sonucuna varılmıştır. Mülhak vakıfların tüzel kişiliğinin olduğu; mütevellileri olmayan ve doğrudan Evkaf Nezareti tarafından yönetilen mazbut vakıfların ise tüzel kişiliklerinin olmadığı öne sürülmüştür. Ayrıca çalışmada, vakıfların tüzel kişiliği ile iktisadi gelişme arasındaki teorik ilişkiye değinilmiştir.

Anahtar kelimeler: Vakıf hukuku, Tüzel kişilik, Özerklik, Osmanlı vakıfları, Avrupa vakıfları.

Did Ottoman Waqfs have a Juristic Personality?

Abstract: The concept and institution of juristic personality is inherently owned by Western European Law. The juristic personality of the Islamic and Ottoman waqfs is not adequately examined in the literature. In this study, according to the Islamic Law, it is accepted that Ottoman waqfs have a juristic personality in general, taking into account the criteria such as managing waqfs according to their waqfiyyas, managing them with their own revenue-expenses, being a defendant-plaintiff and a debtor-creditor, and possessing assets. However, the juristic personality of the Ottoman waqfs is, in fact, weaker than the similar ones in Europe, due to strict control or direct intervention of the state in the waqf administration. Besides these, while the juristic personality of the waqfs are discussed, it is necessary to consider the types of the waqfs. For instance, de facto juristic personality of the sultanic waqfs and large waqfs are weaker than the juristic personality of small waqfs and family waqfs. In addition, mülhak waqfs” have a juristic personality, but mazbut waqfs” not. Because, none of mazbut waqfs” have own organ, and are administrated by Ministry of Awqaf. The study also addresses the theoretical relationship between the juristic personality of waqfs and economic development.

Keywords: Law of waqf, Juristic personality, Autonomy, Ottoman waqfs, European waqfs.

Yakup Akkuş
DOI: 10.29224/insanveinsan.446622
Yıl 6, Sayı 19, Kış 2019


Tam metin / Full text
(Türkçe)

101 İndirme


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-Gayriticari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Politik Argümantasyonun Temellendirilmesinde Ortak Kanaatlere Başvurma: Cumhur İttifakı Argümanlarına Yönelik Bir İnceleme

Osman Çalışkan

Öz: Bir argüman ister hukuk, ister felsefe isterse de politik sahada olsun belirli unsurların bir araya getirilmesiyle oluşur. Bu minvalde, asgari düzeyde her bir argüman, bir iddia ve o iddianın temellendirildiği gerekçe veya neden belirten ifadelerden meydana gelir. Ortaya atılan iddianın bir zemine/temele oturtulması ise çok farklı yollarla (bilimsel olgular, varsayımlar, değerler vb.) mümkündür. Fakat bunlardan bir tanesi, bu araştırmanın da konusu olan ortak kanaat, ya da antik ismiyle endoksadır. Bu araştırmadaysa, siyasal ikna için geliştirilmiş argümanların temellendirilmesi amacıyla ortak kanaatleri (toplum içinde genel kabul görmüş fikirler) kullanan argümanlar analiz edilmiştir. Argüman analizinde temel alınan model Alec Fisher’in genel argümantasyon çözümleme yöntemi olmuştur. Analiz için AK Parti ve MHP’nin Cumhur İttifakı kapsamında yaptığı miting konuşmaları kaynak alınmıştır. Konuşmalarından toplam yedi adet ortak kanaate dayalı argüman belirlenmiş ve analiz edilmiştir.

Anahtar kelimeler: Politik argümantasyon, Ortak kanaat, Endoksa, 2018 Cumhurbaşkanlığı Seçimi, 2018 Milletvekili Genel Seçimi.

Appealing Endoxa in Justification of Political Argumentation: A Study on the Arguments of People’s Alliance

Abstract: An argument is created by bringing together certain elements, whether in law, philosophy or the political sphere. In this respect, each argument consists of at least one claim and justification for that claim. It is possible to ground the claim in a very different ways such as scientific facts, assumptions, values etc. But one of them, the subject of this research is the common opinion, or endoxa with its ancient name. In this research, the arguments that use common opinions (generally accepted ideas) in the community have been analyzed in order to ground the arguments structured for political persuasion. The model used in the argument analysis was Alec Fisher’s general argumentation analysis method. The meeting speeches of the AK Party and MHP within the scope of the People’s Alliance were the source of the argumentation analysis. A total of seven arguments based on common opinion were determined and analyzed from the speeches.

Keywords: Political argumentation, Common opinion, Endoxa, Turkish Presidential Election of 2018, Turkish Parliamentary Election of 2018.

Osman Çalışkan
DOI: 10.29224/insanveinsan.462678
Yıl 6, Sayı 19, Kış 2019


Tam metin / Full text
(Türkçe)

57 İndirme


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-Gayriticari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Emek Göçü ve Uluslararası Çalışma Standartları: Emek Piyasası Açısından Bir Değerlendirme

İlknur Karaaslan / Abdulkadir Şenkal

Öz: Göç karmaşık bir süreçtir ve yönetişim, göçmen işçilerin korunması, kalkınma bağlantıları ve uluslararası işbirliği gibi başa çıkmak için pek çok boyutu vardır. İşgücü göçü aynı zamanda ücret farklılıkları, başka bir ülkeye yeniden yerleşmenin göreceli kolaylığı veya zorluğu ve destek ağlarının olmamasıyla da ilgilidir. Dünyada milyonlarca işçi (işgücü) iş bulmak, istihdam ve yaşam için daha iyi fırsatlar elde etmek amacıyla kendi ülkeleri içinde ve dışında seyahat etmektedir. ILO istatistiklerine göre, 2015 yılında 232 milyon işçinin uluslararası göçmen olduğu tahmin ediliyor. ILO tarafından, küreselleşme, demografik değişimler, çatışmalar ve iklim değişikliğinin, ülkeleri dışında istihdam ve güvenlik arayan işçilerin sayısını artıracağı öngörülüyor. Ekonomik küreselleşme, özellikle gelişmekte olan ülkelerde büyük bir işsizlik ve yoksulluk sorununun söz konusu olduğu yerlerde bu sayıyı artırmıştır.

Anahtar kelimeler: Emek göçü, Emek standartları, Küreselleşme.

Labour Migration and International Labour Standards: An Assessment in Terms of Labour Market

Öz: Migration is a complex process and has many dimensions to deal with, such as governance, the protection of migrant workers, development linkages and international cooperation. Labour migration is also related to wage differentials, the relative ease or difficulty of relocating to another country and the absence of support networks. In the world millions of workers (labour) are travelling within and outside their countries in order to get jobs, better opportunities of employment and life. According to the ILO statistics its estimated that 232 million workers are international migrants in 2015. It’s been foreseen by ILO that globalization, demographic shifts, conflicts and climate change will be increasing the number of workers who will be seeking employment and security outside their countries. The economic globalization has increased that number especially in the developing countries in where there is a huge problem of unemployment and poverty.

Anahtar kelimeler: Labour migration, Labour standards, Globalization.

İlknur Karaaslan / Abdulkadir Şenkal
DOI: 10.29224/insanveinsan.451924
Yıl 6, Sayı 19, Kış 2019


Tam metin / Full text
(İngilizce)

80 İndirme


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-Gayriticari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Türk Siyasal Hayatında Danışma Meclisi

Cengiz Sunay

Öz: Türkiye’deki siyasal hayata yön ve biçim verme noktasında tekrar ede gelen bir alışkanlık var. Normatif düzenlemeler yoluyla toplumsal hayatın çeşitli kesimlerindeki aktör ve bağlılarının yönlendirilebileceği doğrultusundaki peşin hüküm, her altüst oluş sonrasında yeni bir anayasal sistemin teşkiliyle sorunların çözüleceği istikametinde. 1982 Anayasasını yapan irade, bu tespitin en somut örneği. Yetmişli yıllar boyunca bir türlü sağlanamayan, yönetimde istikrarı öne alıp, marjinal olarak tanımladığı kesimleri parlamento dışına atmayı hedefleyen seçim barajları eliyle merkezin temsiline dayalı bir siyasal sistemi öne alıyordu. Bu çalışmada, Türk siyasi hayatında en çok tartışılan ve cumhuriyet tarihinin en uzun anayasası olma unvanını, 1924 Anayasasından almaya az bir zaman kalan 1982 Anayasasının mutfağı olan Danışma Meclisi’nin hukuki altyapısı, teşkili, çalışma düzeni ve üye profili üzerinde duruluyor.

Anahtar kelimeler: Türk Anayasaları, Danışma Meclisi, 12 Eylül Darbesi.

The Constituent Assembly in Turkish Political Life

Abstract: In Turkey, there exists a recurring habit of directing and shaping political life. The prejudice that actors and their dependents in various fractions of society can be shaped by means of normative arrangements tends to claim that after every upheaval problems can be resolved with a new constitutional system. The willpower designing the Constituton 1982 is the most concrete example of this. 1982 Constitution gave primacy to a political system based on the representation of center shooting for precluding fractions defined by it as marginal via electon thresholds so as to ensure stability which lacks during the seventies. This study tackles the judicial base, foundation, working principle and member profile of the Constituent Assembly which is on the factory floor of the most contradictory Constitution of Turkey, namely the 1982 Constitution and which is about to outlive the 1924 Constitution as the most long-lasting constitution.

Keywords: Turkey’s Constitutions, Constituent Assembly, 12 September Coup.

Cengiz Sunay
DOI: 10.29224/insanveinsan.485775
Yıl 6, Sayı 19, Kış 2019


Tam metin / Full text
(Türkçe)

74 İndirme


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-Gayriticari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Modern İşgücünde Psikolojik Sermayenin Realitesine Yönelik Bir Araştırma

H. Tezcan Uysal

Öz: Bu araştırmanın amacı; psikolojik sermayenin işgörenlerin çalışma psikolojisini pozitif yönde etkileyip etkilemediğini inceleyerek gerçek anlamda psikolojik sermayenin realitesini sınamak ve bu iki değişken arasında istatistiki bir bağ var ise psikolojik sermaye boyutlarının pozitif çalışma psikolojisi üzerindeki etki düzeylerini saptamaktır. Bu amaca bağlı olarak, Zonguldak’ta çalışan 134 işgörenden anket yöntemiyle veri elde edilmiştir. Gerçekleştirilen korelasyon analizi sonucunda; psikolojik sermaye ile pozitif çalışma psikolojisi arasında yüksek düzeyde ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Çoklu regresyon analizi sonucunda; pozitif çalışma psikolojisindeki değişimin %59,8’ini psikolojik sermayedeki değişimin açıkladığı belirlenmiştir. Oluşturulan modele göre; çalışma psikolojisi üzerinde özyeterlilik boyutundaki 1 birimlik artışın 1.159 birim, psikolojik dayanıklılık boyutundaki 1 birimlik artışın 1.339 birim ve umutluluk boyutundaki 1 birimlik artışın ise 0.616 birimlik pozitif etkiye neden olduğu saptanmıştır. Ayrıca, çalışanlardaki psikolojik sermaye düzeyi ile pozitif çalışma psikolojisi düzeyinin artma ve azalma hareketlerindeki paralellik de dikkat çekmiştir.

Anahtar kelimeler: Psikolojik sermaye, Çalışma psikolojisi, Örgüt atmosferi.

A Research towards the Reality of Psychological Capital in Modern Workforce

Abstract: The purpose of this research is to examine the reality of the psychological capital in real terms by examining whether the psychological capital influences the work psychology of the worker positively and if there is a statistical link between these two variables, determine the effect of the psychological capital dimensions on the positive work psychology. Based on this purpose, data was collected from 134 workers employed in Zonguldak by survey method. As a result of the correlation analysis conducted, a positive relationship was determined between psychological capital and positive work psychology. After the multiple regression analysis, it was determined that the change in psychological capital explained 59.8% of the change in positive work psychology. According to the created model; it was determined that 1-unit increase in self-efficacy dimension on work psychology resulted in a positive effect of 1.159 units, 1-unit increase in psychological resilience dimension resulted in a positive effect of 1.339 units and 1-unit increase in hope dimension resulted in a positive effect of 0.616 units. In addition, the alignment between the level of psychological capital in employees and the increase and decrease movements of the level of positive work psychology also stood out.

Keywords: Psychological capital, Work psychology, Organizational atmosphere.

H. Tezcan Uysal
DOI: 10.29224/insanveinsan.485775
Yıl 6, Sayı 19, Kış 2019


Tam metin / Full text
(İngilizce)

56 İndirme


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-Gayriticari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Yeni Nesil Çizim

Öz: Çizim, son yıllarda güncel sanatın içinde ivme kazanmış, sıklıkla kullanılan bir form olarak dikkatleri üzerine çekmiştir. Bu sebeple, çizimin tüm dünyada yükselişe geçmesi ve çizim üzerine çalışan yeni nesil sanatçılarının üretimlerindeki çeşitlilikten yola çıkarak, dilimizde çizim için kullanılan tanımlamaların kısıtlayıcı yapısı ve yetersizliği üzerinden konu incelenmektedir. Çizim kelimesinin İngilizcedeki karşılığı olan “drawing” kelimesinin tanımı yapılarak, neden “çizim” kelimesinin tercih edildiği, Türkçe’deki tanımlamalarla karşılaştırılmıştır. Bu çalışmada yer alan örnekler, “drawing” kelimesi ile yapılan tarama sonucunda ulaşılan çeşitliliği yansıtacak şekilde seçilmiş ve incelenmiştir. Örnekler çizim tanımının ve bakışının günümüzde nasıl farklılaştığını göstermektedir. Dolayısıyla, dilimizde çizim kelimesini karşılayacak çeşitli tanımlamaların bulunması fakat bu çeşitliliğin kavram kargaşasına yol açmış olması sebebiyle, desen, eskiz, etüd, taslak gibi her birinin birden çok anlamı bulunan kelimelerin, sanat alanında genel isminin çizim olması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Anahtar kelimeler: Çizim, Sanat, Yeni nesil, Postmodernizm.

New Generation Drawing

Abstract: In the latest years drawing has accelerated and stand out as a frequently used form through contemporary art scene. Because of that, when examined the rise of drawing globally and the variety of productions of the contemporary drawing artists, the words and definitions used for drawing in Turkish language are limited and insufficient. So that, the English word “drawing” is defined and explained why the word “çizim” has been chosen for the equivalent of the word drawing by comparing the Turkish definitions. Examples chosen for this work are chosen and examined to reflect the variety by scanning the word drawing. Examples shows how differentiated both the definition and the perspective of drawing. In conclusion, it is pointed out that in Turkish language there are multiple words that has multiple meanings used instead of drawing. Such as; pattern, sketch, study, draft. However, this variety of words are making ambiguity in the language. Instead of the use of these multiple words it has been suggested to use the word “çizim” on the fields of art.

Keywords: Drawing, Art, New generation, Postmodernism.

Sosyal Bilimsel Bir Disiplin Olma Sürecinde İletişim Bilimleri ve Felsefe İlişkisi

Öz: Sosyal bilimler içinde kendini özgün bir disiplin olarak geliştirme yönünde ilerleyen iletişim bilimleri, felsefe ile henüz doğru bir ilişki kuramamıştır. Fakat bu sorun, sosyal bilimlerde “olgu”nun tanımlanmasına ilişkin epistemolojik güçlükten gelen genel bir sorundur. Sosyal bilimlerdeki “pozitivist”, konvansiyonalist” ve “realist” epistemolojilere karşılık gelen “izleyici araştırmaları”, “söylem analizi” ve “eleştirel yaklaşım” gelenekleri, iletişim araştırmalarının felsefeyle ilişkisindeki farklı perspektifleri ifade eder. Makalemizde, kitle iletişim teorisinin bıraktığı mirasın, iletişim bilimcilere iletişim pratiği üzerine “karmaşık perspektifler” sunmakta olduğu ortaya konulmaktadır. Bu çeşitlilik içerisinde, kendini özgün bir disiplin olarak konumlandırma arzusundaki iletişim bilimlerinin onu felsefeyle yakın ilişkiye sokacak perspektifi benimsemek durumunda olduğu öne sürülmektedir. Bunun dayanağı olarak, sosyal bilimlerin kökensel olarak bir “sosyal olgu” bilimi değil, “sosyal oluş” bilimi olduğu gerçeğinden hareketle, olguların alanı olan iletişim biliminin ilkelerin alanı olan felsefe ile her zaman yakın ilişki içinde olması gerektiği söylenmektedir. Bu bağlamda, “realist” epistemoloji ve “eleştirel yaklaşım” önerilmektedir.

Anahtar kelimeler: İletişim bilimleri, Felsefe, Sosyal bilimler, Olgu, Epistemoloji.

The Relation Between Communication Sciences and Philosophy in Social Sciences in the Process of Becoming a Discipline

Abstract: Communication sciences proceeding as a distinctive discipline within the scope of social sciences was not able to establish a proper relationship with philosophy. However, this problem stems from the epistemological difficulty of defining “phenomenon” in social sciences. “Audience research”, “discourse analysis” and “critical approach” traditions corresponding to “positivist”, “conventionalist” and “realist” epistemologies in social sciences, express various perspectives in the relation between communication sciences and philosophy. Our article renders the idea that the inheritance of mass communication theory presents communication scientists with “complicated perspectives” on communication practices. Within this variety, it is asserted that communication sciences aspiring to position itself as a distinctive discipline is supposed to adopt a perspective making it establish a closer relationship with philosophy. Based on the fact that social sciences are not a science of “social facts” but of “social phenomenon”, it is asserted that communication sciences, being a scope of the phenomenon should always be in a close relationship with philosophy, being a scope of tenets. In this context, “realist epistemology” and “critical approach” are suggested.

Keywords: Communication sciences, Philosophy, Social sciences, Phenomenon, Epistemology.